Evlilik birliği içerisinde sosyal şiddet


Avuket Ece Nur Öktem Köşe Yazıları

EVLİLİK BİRLİĞİ İÇERİSİNDE “SOSYAL ŞİDDET” KAVRAMI VE HUKUKTAKİ YERİ

“Sosyal”, “sosyallik”, ”sosyalleşmek” kavramları tahmin edilenden çok daha geniş bir kapsama sahip. Her ne kadar pandemi süreci ile rafa kalktığı düşünülse de aslında bu kavramlar başta toplumumuzun en küçük birimi olan ailenin temelinde yer almaktadır.

Ancak aile içerisinde bu kavramların sağlıklı benimsenememesi nedeniyle, geçmişte ve günümüzde hala sorunların yaşandığına ve evlilik birliğinde ne yazık ki şiddete varacak kadar sınırların aşıldığına şahit oluyoruz.

Toplumda bilinenin aksine şiddet yalnızca “darp raporu” ile somutlaştırılan fiziksel boyuttan ibaret olmayıp psikolojik, ekonomik ve sosyal boyutta da gündeme gelebilir.

Ben bu yazımda evlilik birliği içerisinde sosyal şiddet kavramına, hukuktaki yerine, hukuki uyuşmazlıklarda karşılığının ne şekilde olduğuna değinmek istiyorum;

Eğer eşiniz tarafından giyim tarzınıza, gittiğiniz yerlere, vakit geçirdiğiniz insanlara veyahut işinize ve çalışma koşullarınıza müdahalede bulunuluyorsa siz de “sosyal şiddet” mağdurusunuz demektir. Şiddetin bir başka boyutu olan sosyal şiddetin içerisine bu ve buna benzer birçok örnek girmekte ve her geçen gün sayısı artmaktadır.

Teknolojinin hızla geliştiği günümüzde artık sosyal şiddet kapsamına eşin, karşı tarafın kişisel sosyal medya hesaplarına yönelik müdahalelerini de pek tabii dâhil edilebiliriz.

Nitekim Yüksek Mahkeme kararları da “sosyal şiddet” kavramının üzerinde titizlikle durmakta ve özellikle sosyal şiddeti evlilik birliğini temelden sarsan bir sebep olarak görmektedir. Uygulamada bu sebebe dayanılarak açılan birçok boşanma davası mevcut olup, hukukta gittikçe daha fazla yer edinmeye başlayan sosyal şiddet kavramı kapsamında bu davalar ivedilikle boşanma ile neticelenmektedir.

İlaveten yine Yüksek Mahkeme kararları doğrultusunda uygulamada, evlilik birliği içerisinde kadın ve erkek fark etmeksizin yukarıda sunduğum sosyal şiddete ilişkin örnekler ve benzerlerine maruz kalan tarafın kişilik haklarına saldırıldığı kabul edilerek, sosyal şiddet uygulayan eş aleyhine manevi tazminata da hükmedilebilmektedir.

Evlilik birliği içerisindeki sosyal şiddetin hukuktaki yeri ve uyuşmazlıklardaki karşılığı bu şekilde iken, şiddetin her boyutunun Mahkemelerimizde eşit derece dikkate alındığının altını çizmek isterim. Fiziksel şiddet kadar psikolojik, ekonomik ve sosyal şiddet de son derece üzerinde durulması ve dikkate alınması gereken şiddetin farklı boyutlarındandır.

Açıklamalarım her ne kadar cinsiyet ayrımı olmadan şiddete uğrayan her birey için geçerli olsa dahi, şiddet kavramının kadınlarımız açısından fazlasıyla gündeme geldiği, mağduriyetlerin yaşandığı, özellikle kadınların kişilik haklarına saldırıların ciddi boyutlara ulaştığı bu dönemde; bir hukukçu ve bir kadın olarak bu hususlara gereken önemin daha fazla verilmesi kanaatindeyim. Bu sebeple İstanbul Sözleşmesi’ni ön plana alarak, tüm maddelerinin ülkemizde nitelikli olarak uygulandığı bir aşamaya gelinmesi gerektiğini belirtmeyi de bir borç bilirim.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YAŞATIR!

Av. Ece Nur ÖKMEN

30.11.2020

Önceki yazıları

Avukat Ece Nur Ökmen tüm köşe yazıları için TIKLAYIN